Cahiliye Devrinin Ünlü Arap Şairi İmruülkays’ın Mezarı Ankara’da
Abdülkerim ERDOĞAN
Cahiliye devrinde yaşamış, ünlü Arap şairidir. Şairin künyesi ise “Ebû Vehb Hunduc b. Hucr b. el-Hâris Âkilü’l-Mürâr”dır. İmruülkays’ı “İmruülkays ibn Abis” ile karıştırmamak gerekir. Bu ikinci şahıs Saadet asrında yaşamış olup İslam ile müşerref olmuş ve aynı zamanda şair olan bir sahabedir.
İmruülkays, Güney Arabistan’a yerleşen Kahtânîler’den olup Necid’de doğmuş ve Kinde’nin son hükümdarı Hucr’ün oğludur. Kaynaklarda asıl adının “Hunduc”, “Adî” veya “Müleyke” olduğu kaydedilmektedir. “İmruülkays” ise onun lakabıdır. İmruülkays; Kaysoğulları’na mensup, şiddet adamı, Kays’ın kulu gibi manalar taşıyan lakabıdır. Bu lakabıyla meşhur olur.
İmruülkays’ın hayatı hakkında bilinenler Küfeli âlimlerin rivayetlerine dayanır. Babasının sarayında binicilik, ok atma ve savaşmayı öğrenerek yetişen İmruülkays, dayısı Mühelhil b. Rebîa’dan ders alarak şiirde yüksek bir seviyeye ulaşır.
Esedoğulları kabilesinin kadınlarına şiirle sataşmaya başladığını öğrenen babası, önce onu uyarır, daha sonra kendisini dinlemeyip aşk şiirleri söylemeye devam etmesi üzerine de azatlısı Rebîa’ya oğlunu öldürmesini ve gözlerini kendisine getirmesini emreder. Ancak Rebîa, İmruülkays’a kıyamayıp vurduğu bir ceylanın gözlerini Hucr’e götürür. Rebîa, Hucr’ün pişman olduğunu ve çok üzüldüğünü görünce de onu öldürmediğini söyler. Babası İmruülkays’ı affeder. Şair bu alışkanlıklarından vazgeçmeyince babası onu kabilesinden kovar.
Bunun üzerine İmruülkays, Arap oymaklarından kendisine katılan bir grupla birlikte kabilelere saldırıp eşkıyalık yapmaya başlar. Babası bir isyan sonucu Esedoğulları tarafından öldürülür. Babasının öldürüldüğünü Yemen’de duyan İmruülkays, Esedoğulları’ndan intikam almaya yemin eder. İntikam almak için “Zü’l-halâsa” adındaki putun önünde ok falı çeker. Falın olumsuz çıkması üzerine okları putun başına fırlatır. Daha sonra kabile kabile, ülke ülke dolaşarak babasının intikamını almak için yardım talep eder. Bunun üzerine “el-melikü’d-ıllîl”, şaşkın/sapkın kral, lakabını alır.
İmruülkays’ın intikam yeminini öğrenen Esedoğulları barış teklif eder; fakat şair bu teklifi kabul etmez ve topladığı birliklerle Esedoğulları’nın üzerine saldırır, onları mağlup eder. Esedoğulları’ndan hiç kimsenin sağ kalmasını istemeyen İmruülkays, kabileler arasında dolaşıp tekrar yardım toplar. Akrabası olan Himyer kralının verdiği ve diğer kabilelerden de sağladığı kuvvetlerle Esedoğulları’na saldırarak onları perişan eder.
Hîre Hükümdarı Münzir b. Mâüssemâ, İmruülkays’a karşı Kisrâ Enûşirvân’dan yardım ister. Enûşirvân, Hîre hükümdarının Esedoğulları’nı koruma teklifini kabul eder ve yardım gönderir. İmruülkays, bu yeni güçle başa çıkamayacağını anlayınca Teymâ Emîri Semev’el’e sığınır. Semev’el, Gassânî Meliki Haris b. Cebele’nin kendisine yardım edebileceğini söyler. Hâris’in yanına giden İmruülkays, onun aracılığı ile Bizans Kralı Justinianos’tan yardım almak üzere İstanbul’a hareket eder.
Bizans Kralı Justinianos, imparatorluğunun sınırlarını tehdit eden Berberîler’le uğraştığı için İmruülkays’ın isteğini kabul etmez ve kendisine zehirli bir gömlek hediye eder. Bir rivayete göre de kabul eder ve emrine bir ordu verir. Filistin Kral tarafından hediye edilen zehirli gömleği giyen şairin vücudunda zehirin etkisiyle yara ve çıbanlar çıkar, bütün vücuduna yayılır. Bu yaralardan dolayı da İmruülkays’a “zü’l-urûh”, çıbanlı ve yaralı lakabı verilir.
İmruülkays, İstanbul’dan geri dönerken Ankara’ya uğrar ve Ankara’da hastalanır. Tahminen 540 miladi yılında Ankara’da vefat eder.
İmruülkays lakabıyla anılan çok sayıda şair bulunduğundan, bu lakap altında geçen şiirlerin kime ait olduğu tesbit edilememiştir. Şiirleri üzerindeki bu şüphelere rağmen İmruülkays, büyük bir şöhrete sahip olmuştur. Bu şöhreti, Basralı âlimlerin onu klasik kasideye ilk şeklini veren, kasideyi ilk uzatan, sevgilisinin göç ettiği yerlerde durup ağlayarak hissiyatını dile getiren ilk şair olarak nitelemelerinden kaynaklanmıştır.
Hz. Peygamber (sav.), İmruülkays’ın şairliğini takdir etmiş, onun şairlerin öncüsü ve bayraktarı olduğunu buyurmuştur. Hz. Ali (r.a) da onun şiirlerini beğenmiş ve övmüştür. Bu övgüler kişiliğine ve yaşantısına değil, onun şiir sanatınadır.
Kaynakların çoğunda İmruülkays, klasik kaside formunu ilk defa ortaya koyan, Arap şiirini belli kurallara bağlayan ve özellikle kafiye için esaslar koyan şair olarak tanıtılmıştır.
Hıdırlık Tepe, tersiyer ve kuvaterner dönemlerdeki volkanik hareketlere bağlı olarak oluşmuş kor kayaçların iri bir kütlesidir. Bu andezitler meşhur “Ankara taşı” olarak bilinip, eflatun ve gri renktedir.
,,,
İmruülkays, Güney Arabistan’a yerleşen Kahtânîler’den olup Necid’de doğmuş ve Kinde’nin son hükümdarı Hucr’ün oğludur. Kaynaklarda asıl adının “Hunduc”, “Adî” veya “Müleyke” olduğu kaydedilmektedir. “İmruülkays” ise onun lakabıdır. İmruülkays; Kaysoğulları’na mensup, şiddet adamı, Kays’ın kulu gibi manalar taşıyan lakabıdır. Bu lakabıyla meşhur olur.
İmruülkays’ın hayatı hakkında bilinenler Küfeli âlimlerin rivayetlerine dayanır. Babasının sarayında binicilik, ok atma ve savaşmayı öğrenerek yetişen İmruülkays, dayısı Mühelhil b. Rebîa’dan ders alarak şiirde yüksek bir seviyeye ulaşır.
Esedoğulları kabilesinin kadınlarına şiirle sataşmaya başladığını öğrenen babası, önce onu uyarır, daha sonra kendisini dinlemeyip aşk şiirleri söylemeye devam etmesi üzerine de azatlısı Rebîa’ya oğlunu öldürmesini ve gözlerini kendisine getirmesini emreder. Ancak Rebîa, İmruülkays’a kıyamayıp vurduğu bir ceylanın gözlerini Hucr’e götürür. Rebîa, Hucr’ün pişman olduğunu ve çok üzüldüğünü görünce de onu öldürmediğini söyler. Babası İmruülkays’ı affeder. Şair bu alışkanlıklarından vazgeçmeyince babası onu kabilesinden kovar.
Bunun üzerine İmruülkays, Arap oymaklarından kendisine katılan bir grupla birlikte kabilelere saldırıp eşkıyalık yapmaya başlar. Babası bir isyan sonucu Esedoğulları tarafından öldürülür. Babasının öldürüldüğünü Yemen’de duyan İmruülkays, Esedoğulları’ndan intikam almaya yemin eder. İntikam almak için “Zü’l-halâsa” adındaki putun önünde ok falı çeker. Falın olumsuz çıkması üzerine okları putun başına fırlatır. Daha sonra kabile kabile, ülke ülke dolaşarak babasının intikamını almak için yardım talep eder. Bunun üzerine “el-melikü’d-ıllîl”, şaşkın/sapkın kral, lakabını alır.
İmruülkays’ın intikam yeminini öğrenen Esedoğulları barış teklif eder; fakat şair bu teklifi kabul etmez ve topladığı birliklerle Esedoğulları’nın üzerine saldırır, onları mağlup eder. Esedoğulları’ndan hiç kimsenin sağ kalmasını istemeyen İmruülkays, kabileler arasında dolaşıp tekrar yardım toplar. Akrabası olan Himyer kralının verdiği ve diğer kabilelerden de sağladığı kuvvetlerle Esedoğulları’na saldırarak onları perişan eder.
Hîre Hükümdarı Münzir b. Mâüssemâ, İmruülkays’a karşı Kisrâ Enûşirvân’dan yardım ister. Enûşirvân, Hîre hükümdarının Esedoğulları’nı koruma teklifini kabul eder ve yardım gönderir. İmruülkays, bu yeni güçle başa çıkamayacağını anlayınca Teymâ Emîri Semev’el’e sığınır. Semev’el, Gassânî Meliki Haris b. Cebele’nin kendisine yardım edebileceğini söyler. Hâris’in yanına giden İmruülkays, onun aracılığı ile Bizans Kralı Justinianos’tan yardım almak üzere İstanbul’a hareket eder.
Bizans Kralı Justinianos, imparatorluğunun sınırlarını tehdit eden Berberîler’le uğraştığı için İmruülkays’ın isteğini kabul etmez ve kendisine zehirli bir gömlek hediye eder. Bir rivayete göre de kabul eder ve emrine bir ordu verir. Filistin Kral tarafından hediye edilen zehirli gömleği giyen şairin vücudunda zehirin etkisiyle yara ve çıbanlar çıkar, bütün vücuduna yayılır. Bu yaralardan dolayı da İmruülkays’a “zü’l-urûh”, çıbanlı ve yaralı lakabı verilir.
İmruülkays, İstanbul’dan geri dönerken Ankara’ya uğrar ve Ankara’da hastalanır. Tahminen 540 miladi yılında Ankara’da vefat eder.
İmruülkays lakabıyla anılan çok sayıda şair bulunduğundan, bu lakap altında geçen şiirlerin kime ait olduğu tesbit edilememiştir. Şiirleri üzerindeki bu şüphelere rağmen İmruülkays, büyük bir şöhrete sahip olmuştur. Bu şöhreti, Basralı âlimlerin onu klasik kasideye ilk şeklini veren, kasideyi ilk uzatan, sevgilisinin göç ettiği yerlerde durup ağlayarak hissiyatını dile getiren ilk şair olarak nitelemelerinden kaynaklanmıştır.
Hz. Peygamber (sav.), İmruülkays’ın şairliğini takdir etmiş, onun şairlerin öncüsü ve bayraktarı olduğunu buyurmuştur. Hz. Ali (r.a) da onun şiirlerini beğenmiş ve övmüştür. Bu övgüler kişiliğine ve yaşantısına değil, onun şiir sanatınadır.
Kaynakların çoğunda İmruülkays, klasik kaside formunu ilk defa ortaya koyan, Arap şiirini belli kurallara bağlayan ve özellikle kafiye için esaslar koyan şair olarak tanıtılmıştır.
Hıdırlık Tepe, tersiyer ve kuvaterner dönemlerdeki volkanik hareketlere bağlı olarak oluşmuş kor kayaçların iri bir kütlesidir. Bu andezitler meşhur “Ankara taşı” olarak bilinip, eflatun ve gri renktedir.
,,,
+ نوشته شده در Fri 22 Jan 2010 ساعت 12:9 توسط آخار سو
|
تورک دیلینده زنگین وارلی، عظمتلی، گئنیش، دولو و قیمتلی و . . . آنلامیندا گلیب.