Kaşgarlı Mahmut Fonem ve Harflerin İlişkisi Hakkında
Çeviren: Ramazan Yiğit
Kardeş Kalemler
Kaşgarlı Mahmut “Divanü Lugati’t-Türk” adlı eseriyle dünya uygarlığına büyük katkıda bulunan, Türk halklarının manevi-medeni mirasının bin yıllar öncesindeki derecesini ilmi-görevsel yönden inceleyen ve bu nadir mirasın bize kadar ulaşımını sağlayan meşhür ecdadımızdır.
Mütefekkirin günümüzdeki “Divanü Lugati’t- Türk” eseri, döneminde Türk kavimlerinin kullandığı kelimelerin kaydedildiği sıradan sözlük değil, belki bin yıllar öncesinden bu halkların dilinde bulunan elemanların manevi ve fonksiyonel-üslupsal özelliklerini içeren lengüistik derlemedir. Buna sadece derleme demekte yetmiyor, dilin elemanların faaliyette olma bakımından ciddi incelenen ilmi eserdir de yanı zamanda. Bu meselenin bir tarafı. Diğer tarafıysa, kitapta dönemindeki Türk kavimlerinin hayatı, gelenekleri, folkloru ve bu gibilerle ilgili olan çok güzel kavramlı memba derlenmişki, ondan insaniyetin tefekkürü tarihini öğrenen araştırmacıların serbestçe faydalanmaları mümkün. Gerçekten de, öyle devam etmektedir. Günümüzde bu az bulunur eserden sadece türkçü-dilciler değil, belki edebiyatçı ve folklorcular, tarihçi ve coğrafyacılar, etnograflar ve filozoflar, kısacası, fenin birçok sahalarının uzmanları kendileri için enteresan olan meselelerde verimli faydalanmaktadırlar.
Biz işbu makalemizde alimin bazı lengüistik bakışları, örneğin, sesbilgisine ait bazı bakışları hakkında düşüneceğiz.
S.Mutallibov “Divanü Lugati’t-Türk”ü Özbek Türkçesine çevirme ve inceleme esnasında Kaşgarlı Mahmut’u döneminin büyük fonetik alimi, diye nitelemesiyle sonuca gelmişti [5:I.21-23].
Gerçekten, eserde sesbilgisi özel bölüm olarak açıklanmamış, ama her bir lengüistik bireye açıklama verme esnasında o dönemin dili sesbilgisisini genişçe açıklamıştır. Bununla beraber, onda kelimelerin etimolojisi ve kavramları, seslerin fiziolojik, akustik cihetleri, düşüş, değişiş gibi kombinasyon ve pozisyon değişimleri, sesler ve harflerin münasebetleri, ünlülerin geniş ve darlığı, uzun ve kısalığı, ünsüzlerdeki жаранглиланиш ve жарангсизланиш, geminasyon olaylar, burun sesleri telaffuzundaki özel özellikler tahlil edilmiştir. “Türkî dillerde yazısında kullanılan harfler on sekiz tanedir”, – diye kaydetmiş Kaşgarlı Mahmut. – Halbuki, dillerdeki sesler on sekiz tane değil, çoktur. Bu on sekiz harf yetmiyor. Bunlardan başka dilde olan sesleri vermek için yine yedi harf lazim. Ama o harfler yok. O yedi sesi şu mevcut olan harflerin üstüne mahsus işaretleri koyup yazılır” [5:I.21].
“Alim’in bu sahadaki dayanmalı çalışması, bir taraftan, birçok sözcüklerin etimolojisini fonetik kanunlara göre ilmi yönden incelemeye imkaniyet yaratmışsa, ikinci taraftan, o dönemin dilşünaslığında sesbilgisiye ait birçok haberleri keşfetmeye, bu sahaya birçok yenilikler katmaya, sesbilgisini birçok yeni kurallarla zenginleştirmeye yol açtı. O ses ve harflerin münasebetini ilk defa belirledi ve o dönemin yazısında mevcut olan harflerin canlı dilin seslerini ifade etmekten aciz olduğunu öğrendi ve ilk defa yazıdaki şu eksiklikleri doldurmak için birçok yeni işaretleri belirledi”. “...Özbek Türkçesinde mevcut olan sözcüklerin etimolojisini belirlemek, pek çok kabilelerin karşılaştırmalı yöntemde incelemek Kaşgarlı Mahmut’a fonetik olayların dildeki ayrı önemli mevkisini belirleyiverdi. O bu özellikleri detaylı öğrendi ve ilk defa bu konuda özel kurallar yarattı. Türkî dillerin sesbilgisisini ilk defa bağımsız ilim olarak çalışmanın temelini attı” [3.24,26].
Kaşgarlı Mahmut, fonemlerin yazıda ifade derecesi, fonem ile harfin münasebeti her zaman onların kendi aralarında uygunluğun olmamasıyla ilgili kendi düşüncelerini beyan etti [7.35; 1; 4.27-28]. Örneğin, وا harfleri ünlünü ifade etmekle beraber, tamlama şeklinde “kalın-incelik” işaretiyle fark edici ve kelimenin kavramını ayrıştırmaya hizmet edici bir kaç fonemi ifade edeceğini kaydeder. Örneğin, от ( bitki) kelimesindeki ünlü kalın telaffuz edildiğinde, od (ateş) anlamını, ince ۃ) olarak) telaffuz edildiğinde, duvar ve tahtadaki deliği, daha ince telaffuz edildiğinde, öd (safra) anlamını anlatır. Görüldüğü gibi, alim onların her birinin ayrı ayrı kelime olduğunu ve kelimelerin mana farklılığını oluşturmada fonemin önemli yer tutacağını kaydediyor:
« تْو اُ от – od, ateş; تْو اُ от tëcä aғïз ĸÿjmäc – od diye söylemekle ağız yanmaz.
تْو اُ öt – ( و harfı ince /ö olarak/ telaffuz edilir) duvarda ve tahtada olan delik.
تو اُ ö т – ( و harfı yukarıdakiden daha ince telaffuz edilir); acılık, öd [ö] (safra)» [5:I.78-
79].
Kaşgarlı Mahmut fonem ile harfın münasebetini belirlerken, “Türkçe sözcüklerin yapısında kullanılan harfler hakkında” ayrıca durarak, Türk lehçelerindeki esâsî harfleri toplam olarak altı kelimeye yerleştirip gösterir: “Türk lehçelerinde kullanılan esâsî harflerin sayısı 18 tane. Türkçe yazıda şunlar kullanılır, onların tümünü aşağıdaki sözcükler içerir: .ايتش وخا ک . فل . جعس . قزن . رخب » [5:I.47]. Yazar bununla sınırlanmadan 18 harfın tekil şekillerini de ayırıp gösterir: ﮎ ح ش ت ج ب ع ﻝ ﻭ ﺥ ق د ﺍ ٯ 5] م :I.48].
Kaşgarlı Mahmut, bu harflerin arapçadaki yaşıt türlerinin mevcutluğunu vurgulamakla beraber, Türk lehçelerinde daha yedi fonemin mevcutluğunu, Türkçe kelimeler onlarsız kullanılmamasını kaydeder. Aynı zamanda onların arap yazısında özel harfle ifade edilmeyeceğine vurgulamakla beraber, o seslerin telaffuzundaki kendisine özgü cihetlerini de gösteriyor: «Arapçada bu harflerin yaşıt dizisi ث ت ب ا gibidir. Bu esâsî harflerden başka sadece telaffuzda (yazıda değil) ifade edilici daha yedi tane harf var ki, türkçe sözçükler bu harflersiz kullanılmaz. Bunlar sert telaffuz edilen ب (p) harfı, arapça ج (c) harfı (arapça cim bu sözlükte, yani türkçede az kullanılır), j (z) ile ش (ş) arasında telaffuz edilen ژ (j) harfı, arapça ڧ (f) harfı, noktalı غ (ğ) harfı, ق (q) ile ك ( k) harfleri aralığında telaffuz edilen yumuşak ك (g), kofi ğunna غ (ğ) arasında ve ق ile ن aralığında telaffuz edilen (ŋ) harflerdir» [5:I.49].
Bilindiği gibi, her bir dilin ses sistemi kendisine özgülüğüyle karakterlenir. Bundan dolayı her bir halkın nutuk organları dilindeki fonemlere uygunlaşır. Bu durum onların başka dildeki bazı sesleri telaffuz etmede zorluk çekmelerini oluşturur. Kaşgarlı Mahmut ta bu fonemleri Türklerden başkalarının telaffuz etmede zorluk çekeceklerini kaydediyor ve onların harfî ifadesini belirliyor: «Bu harfleri telaffuz etmede Türklerden başkaları zorluk çekerler. Bu harfler o (yukarıdaki) harfler gibi yazılır, üzerine nokta koyularak ayrılır» [5:I.48].
Arap yazısındaki grafemalar ile türkçe fonemler arasında namutanasiplik büyük olduğu için bu yazı Türkî dillerin fonetik (fonolojik) sistemini kesin ve doğru ifade edilemeyeceğini Kaşgarlı Mahmut ayrıca gösteriyor. İşbu yazıdaki bazı harfler sadece Arap diline özgü olan fonemleri ifade edeceğini kaydedip, Kaşgarlı Mahmut bu durum hakkında şöyle yazıyor: «Hiç bir kabile dilinde de ث harfı yoktur. İtboq harflerinden olan ض ص ظ ط harfleri de Türkî dillerde yoktur» [5:I.48].
Kaşgarlı Mahmut bu gayesini ispatlamak için ํ ېکک ﺍۥ üĸĸì kelimesini ۍھ ﺍۥ ühi diyenler çok az olduğunu, ېک کْ ﺍۥ kelimesini k ile telaffuz etmek ise kıpçakça olduğunu ayrıca vurgular. Kancaklar тутантириқ ağacını ﺍه جَ ĵähä diyecekleri, ama bu sözcüğün dilin özelliklerine uygun olmadığını, göz ağrısını ise هْٰوٰﺍ äbäh diyecekleri, ama bu kelimenin de yukarıdaki gibi dilin özelliklerine uygun olmadığını kaydediyor.
Bunların dışında, Kaşgarlı Mahmut bazen sözcüğün hecesindeki durma, dinme durumunda (yani vakıf durumunda) kelimenin sonunda bu fonemin eklenerek gelebileceğine de vurgulayıp, örnek olarak doğan kuşunu çağırmada هْاٰٰٰٰت ہْاتٰٰ tah-tah, tayı çağırmada هْ رّق هْ رّق qurrih-qurrih denileceğini söylüyor. Ama ه ile kullanılan hiç bir kelimenin yokluğunu, Hind dilinin etkisinde hotanlıların dilinde bazı kelimelerde bu fonemin bulunabileceğini kaydeder. Bilgin ه kancakların dilinde bulunuşunu onun türkçe olmamasıyla bağlayarak anlatır.
Kaşgarlı Mahmut, o dönemin yazısında mevcut olan kendisine özgülüklerle ilgili düşüncesini devam ettirerek bazı fonemler ve onların şeklî münasebeti hakkında şöyle yazıyor: «Eğer ث harfını yazmak gerekiyorsa, türkçe ذ şeklinde yazılıp, üzerine nokta koyulur. ض harfı da ذ şeklinde yazılıp, üzerine nokta koyulur. ھ ع ح harfleri türkçe خ şeklinde yazılıp, ayrı işaretle ayrılır» [5:I.49]. Yazar bu fonemlerin Arapçaya özgü olduğunu, bu harfler Türkçe yazılırsa, şekilde benzerlik kalsa da, nokta ve işaretlerle fark edeceğine vurgular.
Kaşgarlı Mahmut bu harflerin hepsini toplayıp, onların dizisini oluşturur ve bu dizi esasında bazı fonemlerin telaffuzuyla imlası arasında namutanasipliklerin mevcutluğunu Arap dilinin ölçüsüne göre açıklıyor: «Bu yazıyı yazmada, telaffuzda yeri olmamasına rağmen, yazıda çeşitli işaretler arttırılır. Örneğin, zamma yerine و – vov, kasra yerine ی - yo, fatha yerine ا – elif işaretlerini yazmak kuraldır. Arapçada آ خْ آ بْ kelimeleri diğer sözçüklerle birleşip geldiğinde telaffuzda net bilinmeyen ی و ا harflerinin katılması buna örnektir [5:I.49-50].
Kaşgarlı Mahmut tüm Türk şehirlerinde – Kaşgar’dan Çin’e kadar tüm hakanlar ve sultanların kitapları, yazıları eski zamanlardan bugüne kadar bu yazıyla yazıldığını kaydediyor.
Gerçekten, Kaşgarlı Mahmut kendi döneminin büyük fonetikçi alimi idi. Elbette, yazar mezkur eserinde sesbilgisi için özel bölüm ayırmamış. Zira, bunu eserin yapısı da talep etmiyor. Ama alimin sesbilgisine ait bazı yazılarının kendisinde de o dönem dilinin sesbilgisi daha geniş açıklanmış.
“Divanü Lugati’t-Türk”te Kaşgarlı Mahmut her bir sesi mahsus gözetti, onun her birini ilmî esasta öğrendi ve açıkladı. Alim nutuk seslerinin kombinasyon neticesindeki mevkilerini, fiziolojik ve aküstik durumlarını belirledi. Kaşgarlı Mahmut o dönemin dilşünaslığında sesbilgisine ait pek çok yenilikler açtı, sesbilgisini pek çok yeni kurallarla zenginleştirdi. Örneğin, ses ve harfler münasabetini ilk olarak belirleyen insan ünlüler sistemi, onlardaki genişlik ve darlık, uzunluk ve kısalık, ünlüler konusunda kabilelerin diline özgü özellikler, onlarda geliş kuralı ve diğerlerini ayrıntılı açıkladı. Bununla beraber, ünsüz seslerdeki жаранглилик ve жарангсизлик, onların yan yana gelebilmesi ve gelememesi, ünsüzlerdeki сонорлик ve diğer çok meseleler Kaşgarlı Mahmut tarafından inançlı şekilde açıklanmış.
Kaşgarlı Mahmut şimdi ki dilşünaslıkta fonem terimiyle kullanılan fonolojik bireyi, ses tipini ilmî cihetten esaslamakla beraber, onu pratik yönden de ispatlar. Bilindiği gibi, nutkun sesleri üç talebe - telaffuz, duyulma, mana farkı talebine cevap vermesi lüzum olup, onların en esasîsi mana farklama özelliğidir. O yüzden alim nutuk seslerinin miktarını şu ölçüte dayanarak belirlemiştir.
Kaşgarlı Mahmut’un okuduğu Bağdat dilşünaslık okulunda leksikoloji, leksikografiyla beraber, sesbilgisi meselesi de ciddi öğrenilmişti. Bundan dolayı Kaşgarlı Mahmut sesbilgisi alanında derin ilme sahip olup, onun tüm cihetleriyle ilgilendi. Tabi, Arap dilciliğinin şekil alması ve gelişiminde Hind ve Yunan dilciliğinin, özellikle ses ve sesler umumlaşmasını (fonemi) ayıran Hind dilciliği sesbilgisinin etkisi büyük olmuş [6.24; 2.9].
Şüphesiz, bu dilciliklerden beslenip, kendilerinin teorik temellerini yaratan Arap dilciliği zemininde büyüyen Kaşgarlı Mahmut Türkî dillerin kendisine özgü fonetik özelliklerini açıkladı.
Kaynakça
-
Abduazizov A. Dilşünasliğa giriş. I.Bölüm. Sesbilgisi ve fonoloji. – Taşkent: “Üniversite”, 1999. – S.72.
-
Berezin V.A. İstoriya lingvistiçeskih uçeniy. – Moskova: “Vısşaya şkola”, 1975. – S.304.
-
Cabborov H. Büyük dilşünaslar. – Karşı: “Nasaf”, 2003. – S.97.
-
Cumaniyozova M., Yuldaşev R. Kaşgarlı Mahmut ve Özbek yazısının bazı problemleri // Kaşgarlı Mahmut’un «Divanü lügatit türk» eseri ve onun türkî halklar kültürü ve cihan soysallığındaki yeri. Uluslararası sempozyum materyalları. 2002.yıl 25-26.Kasım. – Semerkand: “SemDU”, 2002. – S.27-28.
-
Kaşgarlı Mahmut. Divanü lügatit türk. I. Cilt. – Taşkent: “Fen”, 1960. – S.499.
-
Zvegensev V.A. İstoriya arabskogo yazıkoznaniya. Kratkiy oçerk. – Moskova: “MGU”, 1988. – S.24.
-
Nurmonov A. Özbek dilşünaslığı tarihi. – Taşkent: “Özbekistan”, 2002. – S.232.
تورک دیلینده زنگین وارلی، عظمتلی، گئنیش، دولو و قیمتلی و . . . آنلامیندا گلیب.