İslam’ın Edebiyatın Gelişmesine Tesiri
İslam dininin XII-XIV. asırlarda Türk halkları arasında yaygınlaşıp yerleştiğini görüyoruz. Sufi şairler ile müritlerin dinî vaaz ve nasihatleri bir taraftan dinin çabuk yaygınlaşmasına, diğer taraftan sufi tekke edebiyatı adında yeni edebiyat akımının ortaya çıkmasına etki etmiştir. Maveraünnehir bölgesinde İslamiyet kabul edildikten sonra Türkistan, sufilik hareketinin ilk ve en önemli merkezlerinden birine dönüşmüştür. Dinî kurallara uyan Karahanlılar, İslam dinini saygı ve bağlılıkla koruyan Gazneliler, Harzemşahlar ile Selçuklular âlimlere, sufi şairlere ve sufilik yolunda ilahi ve dini şiirler okuyanlara büyük hürmet ve saygı göstermişlerdir.
Gerçekten de Türk halkları arasında İslamiyet’in çabuk yaygınlaşması, tasavvuf düşüncesi ile din kurallarının kabul görmesiyle birlikte, İslam dünyasında aşırı fikirler ile zararlı akımlar da ortaya çıktı ve tehlikeli olmaya başladı. Karmatlar, Batmiler, Hassan Sabah ve onun taraftarları, İsmaililer ve Mutezileler, ehl-i sünnet taraftarı olan Türklere zarar verdiler ve Türklerin yaşadığı bölgelerde her zaman tehlikeli oldular. Bu durum bir taraftan Türk halklarının Hanefi-Maturidi mezhebini kabul etmesine, bir taraftan da tasavvufa yönelerek sufilerin fikirleri ile görüşlerini kabul etmelerine sebep oldu.
Esasen Türkler, ilahi ve dinî şiirler okuyan, Allah rızası için iyilik yapan, iyilik ve cennete ulaşma yollarını gösteren şairleri, dervişleri ve müritleri çok önceden kutsal kabul ettikleri ozanlara benzeterek onlara daha fazla yakınlık hissetmiş ve onları desteklemiştir. Artık eski ozanların yerini “ata” veya “bab” (baba) adı verilen dervişler almıştır. Arslan Bab, Ahmet Yesevî, Korkut Ata, Şopan Ata ve başka sufi şairler; menkıbeleri ve şiirleriyle Türkistan halkının gönlünde özel yer edindiler; fakat halkın sevgisini kazanan ve halk dilinde şiirler ile ilahiler yazan bu seçkin şahsiyetler, İran ve Arap kültürlerinden belli derecede etkilenmişler. Türkçe yazdıkları eserlerinde Arap ve Fars dilinden birçok kelime kullanmışlardır. Onlar bu doğal etkileşime bakmadan kendilerinin oluşturduğu dinî edebiyatta kendilerini geliştirerek aruz vezinleri içinden sadece kendi beğenilerine uygun olanları seçmişler; rubaileri canlandırmış, kaside ile gazele yeni özellikler kazandırmışlardır. Bununla birlikte mitolojiyi de canlandırmış, Arap edebiyatına yabancı destanlar dönemini yerleştirmişlerdir.
Türk-İslam Edebiyatı’na sadece Çin, İran ve Arap Edebiyatı’nın değil; Türk Halk Edebiyatı’nın da büyük etkisi olmuştur. Manas Destanı’ndaki gibi İslamiyet öncesi birçok unsur ve destanlar gelenekler bu tasavvuf şairleri eliyle Türk-İslam Edebiyatı’na girmiştir. Evlenme, doğum ve defin törenlerinde kopuz ile söylenen destanlar, yırlar ve ağıtlardaki özellikler, övülmekte olan kişinin, kahramanlıkları, insaniyeti, düşmanla mücadelesi, yiğitliği, cömertliği vb. Türk-İslam Edebiyatı eserlerinde de yer almıştır.
Türk-İslam Edebiyatı’nın yazılı ilk örnekleri olarak kabul edebileceğimiz eserler; Müslüman Türk toplumunun geniş yer aldığı Gazneliler, Karahanlılar, Harzemşahlar, Çağataylılar ve Selçuklular döneminde yazılmıştır. Bu kronolojik gelişim çerçevesinde Türk-İslam Edebiyatı’nın sözlü ve yazılı örneklerini beraber değerlendiriyoruz. Böylece o dönemin önemli temsilcileri ve eserleri hakkındaki tatmin edici görüşler çerçevesinde konuyu araştırmaktayız; fakat bu arada Türk-İslam Edebiyatı kaynaklarının ortaya çıkması, tarihî gelişimi ve onun temel kavramları hakkında genel bilgi vermek de uygun olacaktır.
Türklerin, İslamiyet’i yaygın şekilde kabul edip Müslüman olduktan sonra medreselerde din bilginleri, tekke ve dergâhlarda sufiler tarafından oluşturulan dinî ve tasavvufî edebiyat geniş anlamda “Türk-İslam Edebiyatı” olarak adlandırılmıştır. Türklerin Orta Asya ile Anadolu’da kurdukları devletlerde dinî esaslara, din adamlarına, tekke ve sufilere önem verilmiştir. Dinî esas ve geleneklerden kaynaklanan edebiyat ve müzik, halkın kültür ve medeniyetinin temelini oluşturmuştur. Genel olarak İslam dininin dar anlamda tekke/dergâhın etkisi ile oluşan ve büyük bölümü yazılı olan Türk-İslam Edebiyatı’nda menkıbeler, destanlar, şiirler, ilahiler, vilayetnâmeler, mevlitler, hilyeler, tevhitler önemli yer tutmuştur.
Uluğ Türkistan’dan Anadolu’ya gelerek oralarda yerleşen Türk dervişlerinin kurduğu tekke, zaviye, dergâh ve medreselerin dini eğitim ve toplumsal birlik ile bütünlüğün yerleşmesine sosyal dayanışma ruhunun güçlenmesine yaptığı katkı çok büyüktür. Özellikle tekke, dergâh ve zaviyelerin her sınıftan insana kucak açması, sultan ile vezirden başlayarak tüccar ile memura kadar sosyal grupların birleşmesi Türk-İslam Edebiyatı’nın geniş alana yayılmasına etki etmiştir. Böylece Osmanlı sultanlarının büyük bölümü bir dergâh ya da tasavvuf tarikatına girmiştir.
Türklerin IX. asırdan başlayarak İslam dinini büyük ölçüde kabul etmesi ve yeni kültürle tanışması, onların sosyal ve kültürel hayatlarında köklü değişikliklerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Siyasî, sosyal ve doğal şartların zorlaşması ve Moğol saldırılarıyla belirli bir görevi yerine getirmek için Türkistan, Maveraünnehir ve Horasan’dan Anadolu’ya Alperen, Horasan evliyaları adı verilen dervişler dağıldı ve halkın bilincinde önemli yer tuttular. Oğuz Türkleri, konargöçer Türkmenler kendi hayatlarında, bu dervişlerden aldıkları öğretileri uyguladılar. Belirli yerlerde tekke kurup yerleşen şeyhler ile dervişlerin etrafında birçok kimse toplandı.
Mevlevilik, Bektaşilik, Melamilik, Bayramilik, Nakşibendilik ile Yesevilik; Anadolu Müslümanlığının kurulmasında önemli unsurlar oldu. Bahsedilen tarikatlar etrafında toplanan müritler ve etrafına müritleri toplayan şeyhlerle dervişler edebiyatın gelişip yayılmasını sağladılar.
Türkistan’da ortaya çıktıktan sonra şeyhler ve dervişler tarafından doğu ve batıda çok hızlı şekilde yaygınlaşan Yesevilik tarikatı, hikmetler ile dinî tasavvufî edebiyatın gelişiminde özel bir yer aldı.
Anadolu’da sonradan yayılan tasavvuf akımlarından biri de Mevleviliktir. Yesevilik tarikatı, İslam’ın Türkistan’da sonradan Anadolu’da yayılmasına ve mütevazı dinî görüşlerin yerleşmesine etki etmiş; Mevlevilik tarikatı Anadolu’da yaygınlaşan “Mevlevi-Mesnevi Kültürü” olarak bilinen dinî-tasavvufî düşünceyi çeşitli kültür seviyesindeki halklar arasında yerleştirmiştir.
XI-XII. asırlardaki Türk-İslam Edebiyatı eserlerinin halk içinde çabuk yayılmasına dinî şiirlerin veya hikmetlerin basit, anlaşılır bir dilde yazılması çok etkili oldu. XII. asırdan sonra tanınmış eserleri ile bilinen dini sufilik edebiyatını oluşturan eserlerde çoğu zaman insan ve onun yaradılışı, ilahî aşk, sevgi, tanrı ile bütünleşme, tarikat kuralları ve edebi ele alınmıştır.
Bununla birlikte ilahî tanımlama özelliğine sahip olan tasavvuf konularını işleyen nazım eserler çoğu zaman ilahi ilhamla yazılmıştır. Bundan dolayı Türk-İslam Edebiyatı’ndaki nazım eserler dili, ruhu ve tarzı bakımından dini düşünceler tarihinde özel bir yere sahiptir. Kutadgu Bilig, Divan-ı Hikmet, Atabet’ül-Hakâyık, Şeyhname, Garipname ve buna benzer eserlerde bu özellikler açıkça görülmektedir.
Dinî tasavvufî kültür, insanlara öncelikle “sohbet” adı verilen yolla ulaşmıştır; fakat bu kültür, yazılı edebiyattaki dergi, makale ve kitaplar ile halk arasında geniş şekilde yayılmıştır. Yazılı kültür araçları sözlü kültürün esası olan sohbet kadar etkili olmasa da tasavvuf değerlerinin nesilden nesillere ulaşarak asırlarca yaşamasına hizmet etmiştir.
Dinî tasavvufî edebiyatın temel kitabı Kur’an-ı Kerim’dir. Ondan sonra Hz. Muhammed’in hadisleri ve tasavvuf tarikatının temsilcilerinin eserleri gelmektedir. Son olarak bahsedilen eserler, bir taraftan Kur’an-ı Kerim ile sünnetlere açıklamalar getirmekte; diğer taraftan da sufilik ve tarikatların temsilcileri hakkında bilgiler verilmektedir.
İslam dinini insanlara açıklamayı ve onu düşmanlara karşı korumayı görev olarak kabul eden sufizm akımları, Türk Dünyası’nda İslamiyet’in çok çabuk yayılmasında ve Türkistan, Kafkasya, Balkanlar ve Anadolu’da iyice yerleşmesinde önemli rol oynamıştır. Yapılan araştırmalar batı ve doğuda İslamiyet’in yayılmasında tasavvuf tarikatlarının önemli derecede etki ettiğini, bunun da tarikat hareketleri ile tekke edebiyatı vasıtası ile gerçekleştiğini göstermiştir.
Çok çabuk organize olabilen ve önemli bir sosyalleşme hareketine dönüşen sufizm, tarihte İslamiyet’i haçlı seferleri ile Moğol saldırıları gibi dış saldırılara karşı savunma işlevi de görmüştür. Türkler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra tasavvuf düşüncesini çok kısa sürede benimsemişlerdir. İslamiyet’in bayraktarlığını yaparken ruhları ve yürekleri her zaman sufîlikten güç almıştır. Tasavvuf akımlarının ve tarikatlarının altın çağı Osmanlı İmparatorluğu ve Memlükler dönemi olmuştur.
Türk-İslam kültürünün esasını tasavvuf düşüncesi ve yaşam gelenekleri oluşturduğu bilinen bir gerçektir. Bu kültürün edebiyatı da tekke edebiyatından başlamaktadır.
Türk-İslam Edebiyatı ve onun örnekleri daha geniş kapsamlı araştırmaları beklemektedir.
Gerçekten de Türk halkları arasında İslamiyet’in çabuk yaygınlaşması, tasavvuf düşüncesi ile din kurallarının kabul görmesiyle birlikte, İslam dünyasında aşırı fikirler ile zararlı akımlar da ortaya çıktı ve tehlikeli olmaya başladı. Karmatlar, Batmiler, Hassan Sabah ve onun taraftarları, İsmaililer ve Mutezileler, ehl-i sünnet taraftarı olan Türklere zarar verdiler ve Türklerin yaşadığı bölgelerde her zaman tehlikeli oldular. Bu durum bir taraftan Türk halklarının Hanefi-Maturidi mezhebini kabul etmesine, bir taraftan da tasavvufa yönelerek sufilerin fikirleri ile görüşlerini kabul etmelerine sebep oldu.
Esasen Türkler, ilahi ve dinî şiirler okuyan, Allah rızası için iyilik yapan, iyilik ve cennete ulaşma yollarını gösteren şairleri, dervişleri ve müritleri çok önceden kutsal kabul ettikleri ozanlara benzeterek onlara daha fazla yakınlık hissetmiş ve onları desteklemiştir. Artık eski ozanların yerini “ata” veya “bab” (baba) adı verilen dervişler almıştır. Arslan Bab, Ahmet Yesevî, Korkut Ata, Şopan Ata ve başka sufi şairler; menkıbeleri ve şiirleriyle Türkistan halkının gönlünde özel yer edindiler; fakat halkın sevgisini kazanan ve halk dilinde şiirler ile ilahiler yazan bu seçkin şahsiyetler, İran ve Arap kültürlerinden belli derecede etkilenmişler. Türkçe yazdıkları eserlerinde Arap ve Fars dilinden birçok kelime kullanmışlardır. Onlar bu doğal etkileşime bakmadan kendilerinin oluşturduğu dinî edebiyatta kendilerini geliştirerek aruz vezinleri içinden sadece kendi beğenilerine uygun olanları seçmişler; rubaileri canlandırmış, kaside ile gazele yeni özellikler kazandırmışlardır. Bununla birlikte mitolojiyi de canlandırmış, Arap edebiyatına yabancı destanlar dönemini yerleştirmişlerdir.
Türk-İslam Edebiyatı’na sadece Çin, İran ve Arap Edebiyatı’nın değil; Türk Halk Edebiyatı’nın da büyük etkisi olmuştur. Manas Destanı’ndaki gibi İslamiyet öncesi birçok unsur ve destanlar gelenekler bu tasavvuf şairleri eliyle Türk-İslam Edebiyatı’na girmiştir. Evlenme, doğum ve defin törenlerinde kopuz ile söylenen destanlar, yırlar ve ağıtlardaki özellikler, övülmekte olan kişinin, kahramanlıkları, insaniyeti, düşmanla mücadelesi, yiğitliği, cömertliği vb. Türk-İslam Edebiyatı eserlerinde de yer almıştır.
Türk-İslam Edebiyatı’nın yazılı ilk örnekleri olarak kabul edebileceğimiz eserler; Müslüman Türk toplumunun geniş yer aldığı Gazneliler, Karahanlılar, Harzemşahlar, Çağataylılar ve Selçuklular döneminde yazılmıştır. Bu kronolojik gelişim çerçevesinde Türk-İslam Edebiyatı’nın sözlü ve yazılı örneklerini beraber değerlendiriyoruz. Böylece o dönemin önemli temsilcileri ve eserleri hakkındaki tatmin edici görüşler çerçevesinde konuyu araştırmaktayız; fakat bu arada Türk-İslam Edebiyatı kaynaklarının ortaya çıkması, tarihî gelişimi ve onun temel kavramları hakkında genel bilgi vermek de uygun olacaktır.
Türklerin, İslamiyet’i yaygın şekilde kabul edip Müslüman olduktan sonra medreselerde din bilginleri, tekke ve dergâhlarda sufiler tarafından oluşturulan dinî ve tasavvufî edebiyat geniş anlamda “Türk-İslam Edebiyatı” olarak adlandırılmıştır. Türklerin Orta Asya ile Anadolu’da kurdukları devletlerde dinî esaslara, din adamlarına, tekke ve sufilere önem verilmiştir. Dinî esas ve geleneklerden kaynaklanan edebiyat ve müzik, halkın kültür ve medeniyetinin temelini oluşturmuştur. Genel olarak İslam dininin dar anlamda tekke/dergâhın etkisi ile oluşan ve büyük bölümü yazılı olan Türk-İslam Edebiyatı’nda menkıbeler, destanlar, şiirler, ilahiler, vilayetnâmeler, mevlitler, hilyeler, tevhitler önemli yer tutmuştur.
Uluğ Türkistan’dan Anadolu’ya gelerek oralarda yerleşen Türk dervişlerinin kurduğu tekke, zaviye, dergâh ve medreselerin dini eğitim ve toplumsal birlik ile bütünlüğün yerleşmesine sosyal dayanışma ruhunun güçlenmesine yaptığı katkı çok büyüktür. Özellikle tekke, dergâh ve zaviyelerin her sınıftan insana kucak açması, sultan ile vezirden başlayarak tüccar ile memura kadar sosyal grupların birleşmesi Türk-İslam Edebiyatı’nın geniş alana yayılmasına etki etmiştir. Böylece Osmanlı sultanlarının büyük bölümü bir dergâh ya da tasavvuf tarikatına girmiştir.
Türklerin IX. asırdan başlayarak İslam dinini büyük ölçüde kabul etmesi ve yeni kültürle tanışması, onların sosyal ve kültürel hayatlarında köklü değişikliklerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Siyasî, sosyal ve doğal şartların zorlaşması ve Moğol saldırılarıyla belirli bir görevi yerine getirmek için Türkistan, Maveraünnehir ve Horasan’dan Anadolu’ya Alperen, Horasan evliyaları adı verilen dervişler dağıldı ve halkın bilincinde önemli yer tuttular. Oğuz Türkleri, konargöçer Türkmenler kendi hayatlarında, bu dervişlerden aldıkları öğretileri uyguladılar. Belirli yerlerde tekke kurup yerleşen şeyhler ile dervişlerin etrafında birçok kimse toplandı.
Mevlevilik, Bektaşilik, Melamilik, Bayramilik, Nakşibendilik ile Yesevilik; Anadolu Müslümanlığının kurulmasında önemli unsurlar oldu. Bahsedilen tarikatlar etrafında toplanan müritler ve etrafına müritleri toplayan şeyhlerle dervişler edebiyatın gelişip yayılmasını sağladılar.
Türkistan’da ortaya çıktıktan sonra şeyhler ve dervişler tarafından doğu ve batıda çok hızlı şekilde yaygınlaşan Yesevilik tarikatı, hikmetler ile dinî tasavvufî edebiyatın gelişiminde özel bir yer aldı.
Anadolu’da sonradan yayılan tasavvuf akımlarından biri de Mevleviliktir. Yesevilik tarikatı, İslam’ın Türkistan’da sonradan Anadolu’da yayılmasına ve mütevazı dinî görüşlerin yerleşmesine etki etmiş; Mevlevilik tarikatı Anadolu’da yaygınlaşan “Mevlevi-Mesnevi Kültürü” olarak bilinen dinî-tasavvufî düşünceyi çeşitli kültür seviyesindeki halklar arasında yerleştirmiştir.
XI-XII. asırlardaki Türk-İslam Edebiyatı eserlerinin halk içinde çabuk yayılmasına dinî şiirlerin veya hikmetlerin basit, anlaşılır bir dilde yazılması çok etkili oldu. XII. asırdan sonra tanınmış eserleri ile bilinen dini sufilik edebiyatını oluşturan eserlerde çoğu zaman insan ve onun yaradılışı, ilahî aşk, sevgi, tanrı ile bütünleşme, tarikat kuralları ve edebi ele alınmıştır.
Bununla birlikte ilahî tanımlama özelliğine sahip olan tasavvuf konularını işleyen nazım eserler çoğu zaman ilahi ilhamla yazılmıştır. Bundan dolayı Türk-İslam Edebiyatı’ndaki nazım eserler dili, ruhu ve tarzı bakımından dini düşünceler tarihinde özel bir yere sahiptir. Kutadgu Bilig, Divan-ı Hikmet, Atabet’ül-Hakâyık, Şeyhname, Garipname ve buna benzer eserlerde bu özellikler açıkça görülmektedir.
Dinî tasavvufî kültür, insanlara öncelikle “sohbet” adı verilen yolla ulaşmıştır; fakat bu kültür, yazılı edebiyattaki dergi, makale ve kitaplar ile halk arasında geniş şekilde yayılmıştır. Yazılı kültür araçları sözlü kültürün esası olan sohbet kadar etkili olmasa da tasavvuf değerlerinin nesilden nesillere ulaşarak asırlarca yaşamasına hizmet etmiştir.
Dinî tasavvufî edebiyatın temel kitabı Kur’an-ı Kerim’dir. Ondan sonra Hz. Muhammed’in hadisleri ve tasavvuf tarikatının temsilcilerinin eserleri gelmektedir. Son olarak bahsedilen eserler, bir taraftan Kur’an-ı Kerim ile sünnetlere açıklamalar getirmekte; diğer taraftan da sufilik ve tarikatların temsilcileri hakkında bilgiler verilmektedir.
İslam dinini insanlara açıklamayı ve onu düşmanlara karşı korumayı görev olarak kabul eden sufizm akımları, Türk Dünyası’nda İslamiyet’in çok çabuk yayılmasında ve Türkistan, Kafkasya, Balkanlar ve Anadolu’da iyice yerleşmesinde önemli rol oynamıştır. Yapılan araştırmalar batı ve doğuda İslamiyet’in yayılmasında tasavvuf tarikatlarının önemli derecede etki ettiğini, bunun da tarikat hareketleri ile tekke edebiyatı vasıtası ile gerçekleştiğini göstermiştir.
Çok çabuk organize olabilen ve önemli bir sosyalleşme hareketine dönüşen sufizm, tarihte İslamiyet’i haçlı seferleri ile Moğol saldırıları gibi dış saldırılara karşı savunma işlevi de görmüştür. Türkler, İslamiyet’i kabul ettikten sonra tasavvuf düşüncesini çok kısa sürede benimsemişlerdir. İslamiyet’in bayraktarlığını yaparken ruhları ve yürekleri her zaman sufîlikten güç almıştır. Tasavvuf akımlarının ve tarikatlarının altın çağı Osmanlı İmparatorluğu ve Memlükler dönemi olmuştur.
Türk-İslam kültürünün esasını tasavvuf düşüncesi ve yaşam gelenekleri oluşturduğu bilinen bir gerçektir. Bu kültürün edebiyatı da tekke edebiyatından başlamaktadır.
Türk-İslam Edebiyatı ve onun örnekleri daha geniş kapsamlı araştırmaları beklemektedir.
+ نوشته شده در Sat 8 Jan 2011 ساعت 15:50 توسط آخار سو
|
تورک دیلینده زنگین وارلی، عظمتلی، گئنیش، دولو و قیمتلی و . . . آنلامیندا گلیب.